Kayıtlar

Mart, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tarihini TRT'den Öğrenmek

TARİHİNİ TRT’DEN ÖĞRENMEK Bir ve bütün olmanın en önemli şartlarından birisi, ortak bir tarih şuurudur. Uzun ve büyük bir tarihi olan milletlerde tarih şuuru bir ve beraber olursa bir millet bütünlüğü teşekkül etmiş olur. İnsanlarda farklı görüşler barınması gerekmekle beraber ortak bir mefkûrenin varlığı elzemdir. Bu mefkûre:   milleti için canını düşünmeden vermekten ziyade milleti için yapabileceği en iyi şekilde çalışmaktır. Merhum Emin Yurdakul’un da dediği gibi: Bir asker ol, silahını tak; kuşan Bir şair ol, milliyeti dalgalat Bir işçi ol, ocağını yak; kıskan Bir âlim ol, hakikati parıldat. Vatan ve millet için yararlı olmak, bizim milletimizde umumiyetle ölümü çağrıştırır. Bu, yanlıştır. Ölüm, elbette ki mukaddes bir yoldur fakat günümüz itibarıyla devletimizin hiçbir vatandaşının ölmesine gerek yoktur. Vatan için çalışmak nedir? Yaptığın işin en iyisini yapmaktır, sokakta yürürken gördüğün çöpü çöpe atmaktır, yüksek Türk ahlakına uymak, Türk töresini ve ...

Sahi, Türkçesi Dururken...

SAHİ, TÜRKÇESİ DURURKEN… Yanlış Batılılaşmak; Türk tarihinde, Türk edebiyatında ve Türk yaşayışında birçok örneğini gördüğümüz, içimizi acıtan bir mefhumdur. Batılılaşma sözcüğü son asırlarda popüler olmakla birlikte bir medeniyeti, bir usulü vesaire şeyleri yanlış olarak anlamaya ve almaya anlamına gelmekle birlikte kaderin bir sillesi olarak Türk milletinin her zaman yanlış anladığı ya da hiç anlamadığı hususlardan bir tanesi olmuştur. Bu konu hakkında şahsımın ulaşabildiği en eski bilgi, milattan sonra Aparlara 410-414 arasında kağanlık yapmış Gnay-teu-kay Kağan’ın yapmış olduğu hatadır. Bu kağan Aparları medenîleştirmek adına adım atarken Türk tarihinde millete medeniyet değiştirten bütün Türk önderlerinin yaptığı gibi Çin medeniyetini olduğu   gibi Türk milletine adapte etmek istemiş ve Tolun Kağan’ın diğer oğlu Pu-lo-çin önderliğinde Aparlar isyan ederek Gnay-teu-kay’ı tahtından indirmiştir. Türk tarihinde bu tarz olayların timsali çok olmakla beraber en tehlikelisi i...

Tarık Buğra'nın İbiş'in Rüyası Adlı Eseri Üzerine Bir Tahlil Denemesi

TARIK BUĞRA’NIN İBİŞ’İN RÜYASI ADLI ESERİ ÜZERİNE BİR TAHLİL DENEMESİ İbiş’in Rüyası’nın ilk baskısı, 1970 yılında Hisar Yayınları tarafından yayımlanmış. Ben, 1980 yılında Ötüken Neşriyat’ın bastığı kitabı okudum. Zira baskılar arasında isim farklılıkları, -romanın başkarakteri olan Nahit’in isminin Naşit diye olması- mevcut. Tarık Buğra’nın başkarakter olarak düşündüğü Nahit, paşa babasıyla bir gün tiyatroya gidiyor ve hayatına tamamen yeni bir çizgi çiziyor. Tiyatro oyuncusu kız Nahit’i büyülüyor, biraz da erotik bölümler katılarak Nahit’in kendi kendisiyle yaşadığı çelişkiler okuyucuya aktarılıyor. Daha sonra Nahit, sürekli tiyatro oyunlarına gidiyor; yaşı büyüdükçe ailesi bu durumdan endişelenmeye başlıyor(Paşa ailesi olsa gerek). Şu cümle okura olanları adeta özetliyor: ‘’Fakat paşa baba zamanla Nahit’in edebiyat dâhil hiçbir şeye değil, korkutucu bir ihtirasla tiyatroya tutulduğunu anlamaya başladı. Artık yarı şaka ama kaşlar çatık ‘’Tiyatrocu mu olacaksın ne?’’ diyo...

Türkeli'nde Cenk (Hikâye)

TÜRKELİ’NDE CENK Dağ başında yalnız bir çadır… Atlar salınmış, pusatlar bilenmiş, er kişiler dinlenmek için Tanrı Dağı’nın en serin bölgesine gelmiş. Kopuzlar çalınıyor, kımızlar içiliyor, yorgun ama verimli geçen bir günün tadı çıkarılıyor. Avda tavşan oklanmış, güzelce ateş yakılmış; tavşan üstüne atılmış, sabırsızca bekleniyor. Karşıda Türkeli kararmaya meyilli bir havada belli belirsiz görünüyor.   Altı Türk eri Ötüken-Yış’ı seyrederken yanlarındaki ozan durmadan çalıyor, söylüyor, kendinden geçiyordu.   Türkeli’nin kıtlıkla boğuştuğu bu dönemde tedbir elden bırakılmış, Türk budunu karnını doyurmak için avlanmayı fazlalaştırmış, bugünü verimli geçen altı er de yanlarına bir ozan alarak işte mukaddes bildikleri dağlarına çıkmış, gidişatı her gün kötüye giden budun dertlerinden biraz uzaklaşıp kafa dinlemek istemişlerdi.   Türk kağanı otağında sıkıntıda, atiyi düşünmekten bunalmış, can sıkıntısından saçlarından birkaç tel beyazlatmıştı. En kısa zamanda Tabgaç il...

Kültür Yozlaşması

İçtimaî ve millî bir müessese olan kültür, milletleri bir arada tutan en önemli unsurdur. Dil, mimari, musiki; örf, âdet ve gelenek gibi toplumun önemli yapı taşları insan topluluğunu millet mefhumu haline getirir.   Millet olmuş toplumların kendilerine ait uzun zamandan beri gelen örfleri vardır. Bazı milletlerde bu örfler, temeli bilinmeyen zamanlardan gelmiş olabilir. Farklı etnik kökenler tarafından kutlanan Nevruz Bayramı söylediklerimizi somutlaştırmak için güzel bir örnektir. Bu kültür günümüz dünyasında nasıl korunmalıdır?   Haberleşmenin saniyeler içerisinde, ulaşımın ise saatler içerisinde yapıldığı bir dünyada bir millet baskın devletlere karşı kendisini ve kültürünü nasıl korur? Yılımız itibarıyla işgaller artık tankla tüfekle değil de kültürel olarak oluyor. Tarihin tekerrürlerden ibaret olduğu pek malumdur. Tarih bize, halkının işgali benimsemeyecek derecede millî olduğu bir şehrin orduları yenilse dahi asla işgal edilemeyeceğini gösteriyor. Nitekim biz...

Türk Edebiyatında Hiciv ve Methiye

Türk edebiyatında hiciv, taşlama adıyla da görülen bir yergi nazım türüdür. Halk edebiyatımızda da bir hayli fazla örnekleri bulunan hicviye yahut taşlama, Türk edebiyatında ileri bir boyut kazanmış olmakla beraber objektif bir tarafla bakıldığında bile, neredeyse dünyanın en iyi taşlamalarının Türk beşiğinde doğmuş olduğu görülür. Biz bu yazıda Divan Edebiyatı’nı temel alarak edebiyatımızdaki hicviye ve methiye örneklerini teşkil eden bir durumda bulunacağız. Türk edebiyatı günümüzde bölümlere ayrılmıştır. Bu ayrımı yapan kişi merhum Fuat Köprülü’dür. Müfredat temel alınarak bakıldığında Türk edebiyatının en uzun soluklu ve en bol örneklerini gördüğümüz bölüm, herkesin bildiği adıyla Divan Edebiyatı’dır. Bu bölüme birden çok isimler verilmiştir. Misal olarak bu döneme Eski Türk Edebiyatı dendiğini de belirtelim.   Divan Edebiyatı’nda methiye ve hicviye adıyla kullanılan iki nazım türü vardır. Bu iki nazım türünde şairler bir kimseyi övmekten göklere çıkardıkları gibi, yermekten...

Osmanlı Türkçesi Meselesi

Osmanlı Türkçesi meselesi, içine dalındığı zaman çıkması çok uzun sürecek olan bir meseledir. Bu yazıda Osmanlı Türkçesi’nin ne olduğunu kısa olarak anlatmaya çalışacağım. Bunun en büyük sebebi Osmanlı Türkçesinin ‘’Osmanlıca’’ olarak telaffuzundan dolayı halkta oluşan veya oluşturulan çok yanlış kanaatlerdir. Bunun sebebi alfabe değişikliğini dil değişikliği zanneden ve zannettiren bazı cahillerin uydurmaları da olabilir. Şimdi biraz gerilere gidelim. Bugün Türkiye Türkçesi olarak bildiğimiz, yani Türkiye vatandaşlarının kullandığı dil olarak adlandırdığımız terim, tabii olarak gökten düşerek ya da Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra ortaya çıkmış değildir. Dil bir mâzi meselesidir. Gökten inemez. Bir geçmişi vardır ki dil olmuştur. Türkiye Türkçesi’nin de bir geçmişi vardır ve bu geçmiş, göçebe bir toplum olduğumuz için(çoook eskilerden) göçerek Anadolu’ya gelmiştir. Malazgirt Savaşı ile Anadolu’ya giren şanlı ecdadımız,   doğal olarak dilini de beraberinde getirmişti...