Türkeli'nde Cenk (Hikâye)


TÜRKELİ’NDE CENK
Dağ başında yalnız bir çadır… Atlar salınmış, pusatlar bilenmiş, er kişiler dinlenmek için Tanrı Dağı’nın en serin bölgesine gelmiş. Kopuzlar çalınıyor, kımızlar içiliyor, yorgun ama verimli geçen bir günün tadı çıkarılıyor. Avda tavşan oklanmış, güzelce ateş yakılmış; tavşan üstüne atılmış, sabırsızca bekleniyor. Karşıda Türkeli kararmaya meyilli bir havada belli belirsiz görünüyor.  Altı Türk eri Ötüken-Yış’ı seyrederken yanlarındaki ozan durmadan çalıyor, söylüyor, kendinden geçiyordu.  

Türkeli’nin kıtlıkla boğuştuğu bu dönemde tedbir elden bırakılmış, Türk budunu karnını doyurmak için avlanmayı fazlalaştırmış, bugünü verimli geçen altı er de yanlarına bir ozan alarak işte mukaddes bildikleri dağlarına çıkmış, gidişatı her gün kötüye giden budun dertlerinden biraz uzaklaşıp kafa dinlemek istemişlerdi.  Türk kağanı otağında sıkıntıda, atiyi düşünmekten bunalmış, can sıkıntısından saçlarından birkaç tel beyazlatmıştı. En kısa zamanda Tabgaç iline bir akın düşünüyordu. Erzakları bu zor zamanlarda ezeli düşmanından almayacaktı da kimden alacaktı? Bundan ötürü 1 hafta önce orduyu saydırmış, kafasında orduyu 3’e bölerek Tabgaç iline girişi planlamıştı. Bugün yarın ise hazırlıkları başlatıp orduyu yürütmek niyetindeydi.  3’e ayrılan ordunun sağ ve sol kolunu iki şad yönetecek, kendisi de asıl kuvvetle merkezde bulunacaktı. Bu, Türklerin kadim savaş yönergesi olan Turan taktiğinden başka bir şey değildi. Tabgaçlar olur da er meydanına çıkarsa merkezden küçük bir kuvvet gönderilecek, bir süre sonra bu kuvvet önce ağır ağır düşmanı merkeze çekecek, daha sonra adeta kaçarmış gibi asıl orduya gidecek. Düşman rehavete kapılıp asıl ordunun üstüne gelirken şadların emrindeki sağ ve sol kollar düşmanı adeta ortada saracak, dört bir yandan kıstırılan düşman sadece saatler içerisinde yok edilecekti. İyi ihtimalle bir anlaşma yapılacak ya da gereken erzak anlaşmasız alınacaktı.

Gece vakti çöktü. Erler kımızların da etkisiyle hafif esrik oldular fakat asla kendilerini kaybetmediler. Ozan kopuzunu bir kenara bırakmış, tavşandan atıştırıyordu. Ayın bir elmas gibi aydınlattığı Ötüken-Yış tüm güzelliği ile ortaya çıkmıştı fakat bir yaz gecesine rağmen bir hayli sessizdi. Budun açlıktan kırılıyordu. Erlerden adı Motun olan dayanamadı.
- Albız alsın, nereye varır sonumuz?
Erlerden Akgün cevapladı:
-Bir an önce Tabgaç’a gitmezsek yok olacağız, bu sefer kıtlık çok kötü.
Bir sessizlik hâkim oldu. Erlerin canı sıkıldı. Ozan yemeğini bitirdi, bu sefer kopuza acı acı vurdu.

Türkeli’nin budunu
Göremedi sonunu
Var Tabgaç’a hızlıca
Al düşmandan öcünü

Türk budunu aç imiş
Evleri berbat imiş
Tabgaç’a varılmazsa
Türk’ün sonu var imiş

Kopuzun eşliğinde gece çöktü, uykular geldi. Erler sızar iken at sesleri duyuldu, deprem gibi titredi. Dağdan baktılar, Tabgaçlar Türkeli’ne geliyor. Türk budunu habersiz… Çaşıtlar olacak, Türkeli’nin zorluğunu yetiştirdiler. Bunu fırsat bilen Tabgaç, binlerce yıllık hasmını yok etmeye geldi. Erler atına atladı Ötüken’e haber vermeye gitti. Ötüken’de savaş boruları öttü. Topraktan fazla olan Tabgaç, düşmanını yok etmek için dayanamazdı, hemen girip Türkeli’ni yok etmeli,  bir tane Türk bırakmamalıydı. Türkler ordusuyla, budunuyla bir de olsa bu kadar fazla düşmana karşı bu şartlarda kazanmaları imkânsızdı. Savaştan kaçmayacak kadar şerefli bir millet olduğu için kalacak, vuruşacak, ölecek, öldürecek ama asla ve asla savaşmaktan kaçmayacaktı. Türk budunu ve ordusu birleşti, Tabgaç akın etti.

Saatlerce vuruşuldu.
Vuruşuldu.
Vuruşuldu…
Türk budun yok olmanın eşiğine geldi. Budunun devamı için birkaç kişi kaçarak bir dağa yerleşti.  Tabgaçlar kağanın otağına kadar geldiler. Dağdan inen altı er de kağanın koruması olmasa bile haberi götürdükleri için orada kalmışlardı. Tanrı Dağı’ndan olanları izleyen ozanın gözünden iki damla yaş düştü.

Kağan, korumaları ve altı er de en son Tabgaçlarla birbirlerine girdiler. Bir Türk vurdukça iki Tabgaç devriliyor ama bitmek bilmeyen Tabgaç öldükçe geliyordu. Tarihin gördüğü en yaman çarpışmalardan birisi oldu. Kağan, korumaları ve altı er şehit oldular. Bu acıya ozan dayanamadı. Şu iki mısrayı dillendirdikten sonra Tanrı Dağı’nın eteklerinden kendisini bıraktı.

Er kişiler kıyar da öz canına
Bir damlacık leke sürmez şanına…

(16.03.2020)
Eren Coşkun


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ziya Gökalp’ın Sanat Şiiri Üzerine Bir Tahlil Denemesi

Peyami Safa'nın Fatih Harbiye Adlı Romanı Üzerine Bir Tahlil Denemesi

Halk Hikâyelerinin Motif Yapılarına Göre Dirse Han Oğlu Boğaç Han Boyu'nun İncelemesi