Peyami Safa'nın Fatih Harbiye Adlı Romanı Üzerine Bir Tahlil Denemesi
PEYAMİ
SAFA’NIN FATİH HARBİYE ADLI ESERİ ÜZERİNE BİR TAHLİL DENEMESİ
Peyami Safa, Türk edebiyatında derin muhabbet
beslediğim yazarlardan bir tanesidir. Birçok eser neşrederek Türk edebiyatında
önemli bir yer almıştır. Oldukça harika bir Türkçesi olan yazar kitaplarındaki
Türkçesi ile adeta okurlarını mest etmiştir. Aynı anlama gelen kelimelerin
hepsini farklı kökenli dillerden alarak kullandığı da olur. Fatih Harbiye’de
Fransızcadan gelme balkon kelimesi yerine şahniş kelimesini kullanması ise beni
çok etkilemiştir. Şahniş kelimesinin sözlük anlamı: Eski Türk mimarisinde odanın
karşı ön cephesindeki yer alan üç yanı pencereli çıkmadır. Günümüzdeki estetik
zevkten ve Türk mimarisinden hiç nasibini almamış binalarımız ve evlerimizin
balkonunu tam olarak karşılamasa da o dönem için tam olarak uyuyordur sanırım. Zira
şahnişlerin yerini balkonlar alalı çok uzun zaman oldu, estetik zevkimizi
aydınlatan o güzel Türk evleri artık yerini ne idiği belirsiz, hangi sanat ve
akımdan etkilenmiş ya da hiçbir akımdan etkilenmemiş olan zevksiz ve
gözlerimizi kanatan apartmanlara bıraktı. Velhasılıkelam biz o güzel Türk
evlerini yalnız fotoğraflardan görebildik ya da birkaç tanesini gezebildik ama
orada yaşamanın tadını asla alamayacağız.
Peyami Safa da Fatih Harbiye’sinde bize evin
ayrıntılarını vererek dimağımızı çalıştırıyor, betimleme gücümüzü doruk
noktasına getiriyor ve bizi o müthiş Türk-İslam evlerine hayran bıraktırıyor.
Elimdeki baskısı 127 sayfadan mürekkep olan bu roman kısa gibi görünse de bize
birçok ileti vermektedir.
Doğu-Batı çatışmasının en güzel romanlarından birisi
olan Fatih Harbiye, bizi genç bir kızın iç çatışmalarına götürüyor. Romanın ana
karakteri Neriman, Fatih’te oturan, Şark usulleriyle büyümüş ve büyütülmüş bir
ailenin kızıdır. Babasının adı Faiz’dir. Şinasi adında da uzun yıllardan beri
muhabbeti var olan bir erkek arkadaşı, bir nevi müstakbel kocası vardır. Zira
Neriman’ın babası ve yaşadığı semtte erkek arkadaş olması çok terstir. Zaten
Faiz Bey de Şinasi’ye hayrandır.
Faiz Bey tam bir şarklıdır. Fakat çok şuurlu bir
şarklıdır. Okumayı seven ve özellikle Mesnevi’yi tekrar tekrar okuduğunu
belirterek Mevlana’nın önemini bizlere vurguluyor.
Roman Neriman ve Şinasi’nin birlikte Darülelhan’dan
(konservatuar) çıkmasıyla başlar. O gün Neriman Şinasi’ye karşı soğuktur.
Adımlarını hızlı atar ve daima önden gider. Darülfünunun önünde Neriman
ayrılmak için bir hareket yapar ve hızlıca çeker gider. Şinasi’ye de arkadaşına
gideceğini söyler. Şinasi günün o vaktinde yapacağı bir işi olmadığından bir
tütüncüye gider ve tütün alır. Beyazıt’ta iken tramvay bekleyen Neriman’ı görür
fakat Neriman kendisini görmez. Şinasi’nin aklında sorular uçuşurken Fatih
Harbiye tramvayı gelir ve Neriman hızla ona biner, arkasından Şinasi de binmek
için atılır fakat vazgeçerek olduğu yerde kalır. O günün akşamı Şinasi
Neriman’ın evine gidiyor. Kapıyı hizmetçileri Gülter açıyor. Şinasi Neriman’ı
sorduğunda Gülter gelmediğini söylüyor ve seninle olduğunu sanıyorduk diye de
ekliyor. Faiz Bey Şinasi’ye ne kadar hayran olsa ve sevse de aralarında ciddi
bir baba oğul ilişkisi var denebilir. Şinasi Neriman’ın Fatih Harbiye
tramvayına binerek Fahriyelere gitmediğini bilse de Faiz Bey’e yalan söylüyor
ki endişelenmesin. Devamında anlatıldığı gibi olduğundan Faiz Bey’in bu yalana
inanmadığı alenidir. Faiz Bey ile ufak bir sohbetten sonra Şinasi evden ayrılıyor
ve Faiz Bey o gün Neriman’ı bekliyor. Durmadan kulağı dışarıda ve gelen her
seste dışarıya bakıyor. Yazarın burada bu bekleyişi ayrıntıyla vermesi bize bir
Türk-İslam kültüründe babanın kızını ne kadar sevdiğini, muhafaza ve merak
içerisinde bulunduğunu vurgulamak içindir.
Neriman o gece geç saatte bir otomobilden inerek geliyor, Faiz Bey ile
merdivene karşılaşıyorlar fakat Neriman cevap vermeden odasına giriyor. Ertesi
gün geç uyanan Neriman’dan babası bir cevap bekler gibi her gün olduğu saatte
yaptığı gibi evden çıkmıyor. Gülter gelir ve Neriman’a olayı anlatır, Faiz
Bey’in ne kadar müteessir bir suratı olduğunu söyler. Neriman ise bir yalan
atar Fahriyelerde olduğunu ve onların gece otomobille kendisini bıraktığını
söylemesini emreder. Faiz Bey çok rahatlar.
O gün Neriman Şinasi’ye giderek dün gece evlerine
geldiğini tasdikler ve ona hovardalıkta olduğunu Macit’le beraber gezdiklerini
anlatır. Fakat burada yanlış anlattığı kısım şudur: ‘’Ben dün senden
ayrıldıktan sonra Fahriyelere gittim. Toplantıdan vazgeçilmiş. Orada Macit’i
gördüm, çok ısrar etti ve beni Beyoğlu’na çıkardı.’’ Yaptığını Şinasi’ye karşı inkâr
etmeyen Neriman her şeye rağmen kendisini haklı göstermek için bir yalan
uyduruyor. Fakat tabii kendisinin tramvaya binerken görüldüğünü bilmiyor.
Şinasi de kendisine bunu söylemiyor, roman bittiğinde de söylemiş olmuyor.
Neriman cahil ve kendisiyle çelişen, hislerine yenik
düşen bir kız. Gençliğin getirdiği birtakım arzulara bahane bulmak için
Türk-İslam yani Şark kültürünü gericilik olarak nitelendiriyor. Çaldığı udu
dahi yere vurma isteğini yazar açıkça söylemektedir. Beyoğlu kızı olmak istiyor
kendisi. Bu arzulara yaklaşmanın en temel unsuru darülelhanın alafranga
kısmında keman dersi almaya gelen Macit’tir. Bir gün arkadaşı Fahriye ile
tramvay bekleyen Neriman Fatih Harbiye tramvayını görüyor ve arkadaşına Beyoğlu’nda
gezmeyi teklif ediyor. Beyoğlu’nda gezerken Macit’in olduğu Löbon’un önünden
geçiyorlar. Neriman Macit’i görmek arzusuna dayanamıyor ve Fahriye ile içeriye
giriyorlar. Macit’i üst katta buluyorlar. Macit onları bir baloya davet ediyor.
Kesin bir cevap vermemekle birlikte romanın gidişatını oluşturan en büyük unsur
bu baloya gitme istediğidir. Balo etrafında şekillenen Neriman’ın psikolojisi
Doğu-Batı çatışmasını çok iyi anlatır. Nitekim Neriman bu baloya gitmenin her
türlü planını kuruyor fakat babasına da bir türlü açamıyor. Zira babasının
maddi durumu iyi değildir ve kendisine yakın bir zamanda elbise aldırmıştır.
Balo için ayrı bir elbiseyi babasından nasıl isteyecektir? Bunların hepsini
kafasında çok sinsice kuran Neriman bir gün babasını çok iyi karşılıyor
elindekileri alıyor ve Gülter’le birlikte mutfağa girerek yemek yapmaya dahi
kalkıyor fakat maksadı balo için babasına yaranabilmektir. Babası ise Gülter’e
yağı fazla kullanmamasını tembihlediğinde Neriman çok müteessir oluyor. Gitme
kararını gözden geçiriyor fakat ne olursa olsun yatıştıramıyor.
Bir gün Neriman babasına Şarklıları kediye
Garplıları ise köpeğe benzettiğini söylemek cüretinde bulunuyor. Çünkü
Şarklılar bir kedi gibi durmadan uyur ve iş yapmazlarmış. Miskin olurlarmış ama
Garplılar ise bir köpek gibi çalışarak her şeyi elde ederlermiş. Faiz Bey başta
da belirttiğimiz gibi zeki bir insandır. Kızını da fazla üzmemek suretiyle
Batıcılığı ve kendi medeniyetinden utananları yerle bir ediyor. Bu bölüm
yazarın bize ‘’Kızım sana söylüyorum gelininim sen anla’’ dediği bölümdür.
Fakat Neriman asla ikna olmuyor. Fatih gibi bir semtte evlenmeyecek gençlerin
yan yana gezmesine pek hoş gözle bakılmaz ama Neriman ve Şinasi yıllardır aynı
evde yaşıyorlar gibi bir hava vardır. Bütün semt onların evleneceğini düşünür. Nitekim bir gün Faiz Bey Neriman’ın hal ve
hareketlerinin uzun zamandır çok değiştiğinin farkında olarak Şinasi’ye durumu
açar. Şinasi daha sonra arkadaşı Ferit’le konuşurken de belirttiği gibi Neriman’la
evlenmeyi kendisine bir borç gibi görür ve ayrıca Faiz Bey’i kendi babası gibi
sevmektedir. Yazar bize bu amiller olmasa Şinasi’nin Neriman’dan soğuduğunu ve
evlenmeyeceğini de hissettirir. En sonunda babası Neriman’a bu hususu açar.
Neriman babasının ne diyeceğini çok iyi bildiği için kıvrak zekâsını kullanarak
durumu kendi lehine çevirmeye bakar. Babasının sözünü keserek kendisine birkaç
ay müsaade edilmesi gerektiğini, diğer kızlar gibi yaşamak istediğini söylerken
balo meselesini de sıkıştırır. Faiz Bey Şinasi ile gitmesi şartıyla baloyu
kabul eder. O elbiseyi almak için de çok çile çeker doğrusu. Romanın dönüm
noktası gelir çatar. Neriman kıyafet bakmak için dükkân dükkân gezmektedir.
Fakat sadece bakar parası olmadığı için. En sonunda balolarla çok içli dışlı
olan dayısının kızlarına danışmak için onlara gider. Bu kısım romanın ve
Neriman’ın hayatının dönüm noktasıdır. Dayısının kızları orada ağlayan bir
kadının hikâyesini dinlemek istemese de zorla Neriman’a anlatırlar. Bu bölümde
bir Rus’un gitar çalan ve fakir olan sevgilisini terk ettiği, zengin bir Rum kocasına
kaçtığı anlatılır. Rus kadın yine Rus olan sevgilisiyle sefalet içerisinde bir
yaşam sürdürüyor. En sonunda dayanamıyor ve bir zengin Rum’a kaçıyor. Hayatını
orada çok güzel yaşayan Rus kadının içini gitarcı sevgilisinin aşkı yiyip
bitirmektedir. Rus kadın en sonunda dayanamaz ve Rus gitarcının çaldığı yere
gider, Rus genç kadına hiç cevap vermez. Rus kadın evine gider ve bir
altıpatlar ile intihar eder. Orada ağlayan kadın ise Rus kadının annesidir.
Neriman bu hikâyeyi duyduğunda şok olur. Kahramanların yerine kendisini koyar.
Rus kadın Neriman, Macit Rum koca, Şinasi ise Rus gitarcıdır. Neriman şok olmuş
bir biçimde her şeyi unutur. Hatta Fatih’e dönerken Macit’le karşılar ve Macit
pek de umurunda olmaz. Eve geldiğinde babası evde yoktur. Gülter Beyefendi’nin
Ferit Beylere (Şinasi’nin arkadaşı) gittiğini, herkesin orada olduğunu
kendisinin de gelmesinin tembih edildiğini söyler. Gülter Neriman’a bugün Faiz
Bey’in sarraf sarraf gezdiğini ve çok üzüntülü olduğunu söyler. Neriman da
orada Gülter’e baloya gitmekten vazgeçtiğini söyler.
Feritlere gittiklerinde herkes içeride derin
münakaşalar içerisindedir. Darülelhanın alaturka kısmı kapatılma kararı
almıştır. Ferit müderrise karşı bunu çok büyük eleştirir. Romanda Ferit’in o
konuşması Doğu-Batı çatışmasını özetleyen bir nutuk gibidir adeta.
Münakaşaların devamında kendilerini tartışmada haklı çıkaran Şinasi Neriman’a ‘’Gördün
mü? Bunu ben söylemiyorum, Frenkler söylüyor. Sen hâlâ eline udu alma!’’
diyerek onu açık açık yermektedir. Tartışmanın devamında Neriman dayanamaz tir
tir titrer, gözleri kararır ve şu sözleri söyler: ‘’Siz bir alçaksınız: Sen ve
babam ve sizin gibi düşünenlerin hepsi. Hiçbiriniz beni tanımıyorsunuz! Ben de
artık sizi tanımıyorum, artık aranızda bulunmayacağım, hiç hiç… Ve gidiyorum,
şimdi gidiyorum, anladınız mı? Şimdi, hemen, karşıya, Beyoğlu’na… Anladınız mı?
Ben züppeyim, ben sahteyim, cahilim, ben sükut etmişim anlıyorsunuz değil mi?
Ben…’’ diyor. Çıkmak için hareket yaptığında bütün kuvvetleri bir anda
kesilerek sandalyeye çöküyor. Onu diğer odaya alıyorlar. Daha sonra odaya geri
gelerek udu istiyor ve çalıyorlar. Eve giderken de birkaç ayı unuttuğunu ve
Şinasi ile evleneceğinin teminatını babasına veriyor. Eve varıyorlar, Faiz Bey
eline bir kitap alıyor, Gazali tercümesi! Yazar Gazali’den bir kesit vererek
romana son veriyor.
Yukarıda muhtevasından teferruatla bahsettiğimiz
roman, Peyami Safa’nın en güzel romanlarından bir tanesidir. Neriman’ın iç
çatışmaları ve konuşmaları medeniyet adı altında Türk kültürünü istismar
edenlerin ne kadar cahil olduğunu belirten apaçık bir tenkittir. Tenkit yolu
ile okuyanlara neyin ne olduğunu gösterme çabası içerisine giren Peyami Safa bu
emelinde muvaffak olmuş, edebiyatımıza çok güzel bir eser kazandırmıştır.
Bilhassa Fatih Harbiye sadece yazıldığını döneme değil, günümüze de hitap
etmektedir. Sosyal medya unsurlarının da büyük etkisiyle günümüzde kültürümüze
ve dilimize ihanet eden şuursuzların Neriman’dan farklı bir yanı yoktur. Hatta
Neriman’dan eksiklerdir. Zira Neriman hatasını anlamıştır ve arzularına yenik
düşmemiştir. Fakat günümüzde yaş aralığı fark etmeksizin umumun bu vaziyette
olduğu pek alenidir.
Peyami Safa 15 Haziran 1961’de can kuşunu uçurdu.
Ruhu şâd olsun.
(22.04.2020)
Eren Coşkun
Eren Coşkun
Yorumlar
Yorum Gönder