Ziya Gökalp’ın Sanat Şiiri Üzerine Bir Tahlil Denemesi
Ziya
Gökalp’ın Sanat Şiiri Üzerine Bir Tahlil Denemesi
Muhtevamızın gerektirdiği ve inceleyeceğimiz Sanat
şiiri, akla ilk geldiği gibi Faruk Nafiz Çamlıbel’in şiiri değil, Ziya
Gökalp’ın şiiridir. Şiir, ilk olarak ‘’Ortaç’’ adıyla yayımlansa da daha sonradan
‘’Sanat’’ ismini almış, günümüze bu adıyla gelmiştir. Zannederiz ki Ziya
Gökalp’ın bu şiirinin pek bilinmemesi, Faruk Nafiz Çamlıbel’in malum Sanat
şiiriyle isimlerinin aynı olmasından ileri gelir.
Ziya Bey’in bu şiiri sekiz dörtlükten oluşur. Şiir,
on birli hece ölçüsüyle yazılmıştır, yalnız şiirde iki kez ‘’Parnasse’’
kelimesinin geçtiğini görmekteyiz. Bu kelime Türk dili kaidelerine göre
yazıldığı gibi okunmalıdır. Ziya Bey’in bu şiirinde ise bu kelimeyi ‘’Parnass’’
şeklinde okuyup sondaki e sesini unuttuğunu görmekteyiz. (Ayrıca bu kelimenin
yazımı, sadece yeni harflerde değil, eski harflerde de sondaki e gösterilerek
yazılır. Arap asıllı Türk harfleriyle yazılan Avrupa kökenli kelimelerde her
ses belirtilir.) Hâlbuki bu kelime Türkçeye uygun olarak okunduğunda şiirin iki
dörtlüğünde hece vezni bozulmaktadır. Nitekim Türkçedeki ses uyumlarından ötürü
Parnass ile Parnasse’nin ayrımı büyüktür. Bu kelimelere gelen ekler de Parnass
okuyuşuna göre getirilmiştir.
Dinle, yeni şair, eski ozanı,
Okuyor yürekten Altun Destan’ı.
Deme, "Kopuz kırık, yoktur çalanı"
Çalgı gönül sesi, kopuz bir ağaç.
Bu
dörtlükte düz uyak vardır. İlk üç dize redifli ve tam kafiyelidir.
Şiirin ilk dörtlüğünde bir sesleniş olduğunu
görmekteyiz. Burada Ziya Gökalp, kendi dönemindeki ve yeni yetişecek olan
şairlere açık bir seslenişte bulunmaktadır. Eski ozanın Altun Destan’ı
okuduğunu belirtir. Burada bahsedilen Altun Destan göreceli bir kavramdır.
Altun Destan’ın buradaki anlamı, Türk tarihi olabilir. Aynı zamanda Ziya
Gökalp’ın Altın Destan adında bir şiiri de vardır, kendisini eski ozan olarak tanımlamış
ve yenilerin kendisini okumasını öğütlemiş olabilir. Yine buradaki Altun
Destan, Uygurlara ait olan Altun Yaruk adındaki 700 sayfalık metin olabilir.
Fakat biz buradaki en doğru anlamın Türk tarihine atıf olduğunu düşünüyoruz.
Zira, dörtlüğün devamında kullanılan kopuz motifi, Türk tarihine apaçık bir
atıftır. Devamında yeni şairin söylemesi muhtemel olan kopuzun (dolayısıyla
Türk millî kimliğinin) eskidiğini ve çalanı olmadığını ele alır ve ona cevap
verir: Çalgı gönül sesi, kopuz bir ağaçtır, Ziya Gökalp’a göre. Kopuzun kırık
olması yeniden yapılmayacağına delalet etmediğini, çalgı çalmasa da gönülde
hissedileceğini vurgular.
Kutlutaş'ı yoksa ilhamı kutlu,
Kanı gür, içmezse kımız ne mutlu,
"Umut" bir kanatsa, daim umutlu,
Ona ozan derler, yoluna Ortaç.
Yine
düz uyak görmekteyiz. İlk üç dize rediflidir ve tam kafiyelidir.
Bu
dörtlükte geçen Kutlu taş, Türk tarihinde kutsallık bildiren bir taş olacak.
Kımız içmemenin mutluluğunun kanın gür olmasına bağlanması, kımızın bünyeye
yararından olacaktır. Son iki dizede ve bu dörtlüğün bütününde bir şahsa seslenildiğini
görüyoruz. Bu şahıs son dizede de belirtildiği gibi ozandır. Yolu da ortaçtır.
Ortaç ütopik olarak Türk yurdu demektir.
Diyor ki: ''Siz Parnasse, biz Ortaç eri,
Bizden olan her fert
görür ileri,
İğreti sanattan, millî hüneri
İstemez yabancı eserlerden baç!
Yine
bu dörtlükte de düz uyak görmekteyiz. Bu dörtlükte ilk üç dizede yahut birinci
ve üçüncü dizelerde redif vardır. Şair burada kökü unutulup ekli bir biçimiyle
bildiğimiz ileri kelimesini nasıl kullandı, bilemeyiz. Fakat ileri kelimesine –eri
ekini düşünerek koyduysa bu sefer de tam kafiye bozulmaktadır. Kanımca sadece
birinci ve üçüncü dizeler rediflidir.
Burada
ozanın konuştuğunu görmekteyiz. Ozanın ağzından konuşan Ziya Bey, burada millî
şuur ve gururdan yoksun, Fransız hayranlarına sesleniyor olacak. Biz ortaç eri
derken Türk yurdunun Türk kişileri olduğunu açık seçik belirtmiştir. İleriyi
görenlerin ortaç erlerinden olduğunu belirtir. Parnasse’yi ve milî olmayan
akımları iğreti olarak görüyor. Millî hünerin yabancı eserlerden baç, yani bir
çeşit vergi türü istemediğini söylemektedir.
Aruz sizin olsun, hece bizimdir,
Halkın söylediği Türkçe bizimdir,
"Leyl" sizin, "şeb" sizin,
"gece" bizimdir,
Değildir bir mana üç ad’a muhtaç.
Bu
dörtlükte de düz uyak mevcuttur. Bizimdir kelimeleri rediftir. Bu dörtlükte tam
kafiye bulunmaktadır. Her ne kadar
ikinci dizedeki tam kafiye diğerinden sert bir sesle başlasa da bu Türkçedeki
konsonant uyumundan ileri gelir, ek aynı ektir.
Açık
bir dörtlüktür. Bu dörtlük üzerinde Ziya Gökalp’ın dile ait görüşlerini de
saptamak mümkündür. Fakat bu şiirin yazıldığı dönem içerisindeki durumlar ve şu
anki durumlar birbirinden farklıdır. Eminim ki Ziya Gökalp günümüzde yaşıyor
olsaydı iki ölçünün de bizim olduğunu savunurdu, zira o dönemin şeraiti
bugünden pek farklıdır. Leyl kelimesi, Arapça kökenli bir kelime olup gece
demektir, bugün sözlüğümüzde bulunmamaktadır. Konuşma dilimizde de yoktur. Şeb
sözü de Farsça kökenli bir kelime olup bugün sözlüğümüzde yer almaktadır.
Günlük hayatta kullanılmamaktadır.
Irmağız, her akan sele uymayız,
Şark’tan, Garp’tan esen yele uymayız,
El uysun bize, biz ele uymayız,
Biz dilmaç değiliz, yalvacız yalvaç.
Bu
dizede tam uyak vardır. –e uymayız rediftir, yani ilk üç dizede redif vardır. Yine
ilk üç dizede tam kafiye vardır.
Bu
dörtlükte biz diye kastedilen olgu, Türk milleti ve Türk harsı olacaktır. Şair
Doğu ve Batı’da kült olmuş herhangi bir mefhuma Türk milletinin uymayacağını,
filhakika uymaması gerektiğini vurgulamak istemiş olacak. Üçüncü dizede de
açıkça belirtildiği gibi el uysun bize demiş, ne de güzel söylemiş! Dilmaç,
tercüman; yalvaç peygamber demektir. Buradaki kasıt görünenden ziyade üstteki
dizeleri sağlamlaştırmak için söylenmiştir. Zira Peygamberler bir millete
gelir, o milletin dilini konuşur. Başka milletlerden o dine inanacak kimseler o
milletin dilini öğrenmez, kendi diline çevirir. Burada uzak anlamı kastedilerek
bizim yabancı kaynaklı fikirleri benimsemeyip kendi dilimizde fikirler ortaya
koyacağımızı şair bize söylemektedir.
Halk bir viran kale, duvarı siyâh,
Giren de peşiman, girmeyen de ah,
Duyarız biz ona hürmet, siz ikrah,
Size dert veren şey bize bir felah!
Bu
dörtlükte düz uyak vardır, redif bulunmamaktadır. Tam kafiye yine mevcuttur.
Şair
burada Parnasse’yi ve Ortaç erini mukayese ediyor olacak. Halkın viran
olduğundan, kendisini düzeltmek için uğraşanların pişman, girmeyenlerin ah
içinde olduğunu belirtir. Her şeye rağmen kendilerinin millete hürmet
duyduğunu, Parnasselerin ise ikrah yani tiksinti ve iğrenti duyduklarını
belirtir. Parnasselere dert veren millet, Ortaç erlerinde felahtır;
kurtuluştur, selamete ermektir.
Bu yerde biz bulduk gizli hazine;
Dağarcık omuzda girdik içine,
Bu inci gerdanlık, şu elmas iğne
Hep ondan çıkmıştır, gözlerini aç.
Bu
dörtlükte tam uyak vardır, redif yoktur. Tam kafiye mevcuttur.
Bu
yer olarak betimlenen üst dizedeki halkın içinde bulunduğu viran kale
olacaktır. Bu viran kalede, yani milletin içinde aydınlar buldular gizli
hazine! Dağarcık, meşin torba demektir. Meşin torba omuzda viran kaleye, yani
milletin içine girdiklerini söylüyor. Dağarcık kelimesi burada tevriyeli
kullanılmıştır. Bu kelimenin meşin torba anlamı kastedilerek bellek anlamı
kullanılmıştır. Bizden kastı da aydın olan Ortaç erleridir.
Ey şair, Parnasse’tan çık, gel Ortaç’a;
Baudelaire’i, Verlaine’i kesme haraca;
Sen kendi gücünle tırman yamaca:
Bu yükseliş, belki olur bir miraç ...''
Bu
dörtlükte düz uyak vardır. İlk üç dize rediflidir. Tam kafiye yine mevcuttur.
Aslında
bu son dörtlük, şiirin genel anlamının bir özetidir. Türk şairlerine açık bir nida
vardır.
27.08.2020
Yorumlar
Yorum Gönder