Sahi, Türkçesi Dururken...
SAHİ, TÜRKÇESİ
DURURKEN…
Yanlış
Batılılaşmak; Türk tarihinde, Türk edebiyatında ve Türk yaşayışında birçok
örneğini gördüğümüz, içimizi acıtan bir mefhumdur. Batılılaşma sözcüğü son
asırlarda popüler olmakla birlikte bir medeniyeti, bir usulü vesaire şeyleri
yanlış olarak anlamaya ve almaya anlamına gelmekle birlikte kaderin bir sillesi
olarak Türk milletinin her zaman yanlış anladığı ya da hiç anlamadığı
hususlardan bir tanesi olmuştur.
Bu konu
hakkında şahsımın ulaşabildiği en eski bilgi, milattan sonra Aparlara 410-414
arasında kağanlık yapmış Gnay-teu-kay Kağan’ın yapmış olduğu hatadır. Bu kağan
Aparları medenîleştirmek adına adım atarken Türk tarihinde millete medeniyet
değiştirten bütün Türk önderlerinin yaptığı gibi Çin medeniyetini olduğu gibi Türk milletine adapte etmek istemiş ve
Tolun Kağan’ın diğer oğlu Pu-lo-çin önderliğinde Aparlar isyan ederek
Gnay-teu-kay’ı tahtından indirmiştir. Türk tarihinde bu tarz olayların timsali
çok olmakla beraber en tehlikelisi ise Tanzimat Dönemi’nde yaşamış ve belki
halen onun etkisiyle yaşıyor olduğumuz yanlış batılılaşma’dır. Bu dönemin en
tehlikelisi olmasının sebebi: Aparlarda gördüğümüz gibi önderin gaflet içine
düşmediği bilakis halkın gaflet içine düşmüş olmasıdır. Yanlış Batılılaşma
konusu Türk edebiyatında da ciddi bir yer tutmakla beraber günümüze kadar
gelmiş olup şuurlu Türk münevverlerinin halka anlatamadığı bir konu olmuştur. 1840’lı
yıllarda Ahmet Mithat’ın verdiği mücadeleyi birçok Türk münevveri vermiş ve
hâlâ vermekte olduğu hâlde okumadığımızdan veya anlayamadığımızdan dolayı
olayın ciddiyeti hâlâ kavranamamıştır.
Meselenin
özü hars konularını teşkil etmekle birlikte bundan en çok yara alan Türkçe
olmuştur. Tarihî çağlardan beri günümüze kadar karanlık günler geçirerek gelen
Türkçemiz, nasıl bir zaman Arap ve Fars etkisiyle yıpranmışsa bugün de Batı
etkisiyle yıpranmaktadır. Türkçeyi yıpratmak hiçbir şahsın ve milletin haddine
olmamakla birlikte Türk mâzisine hakarettir. Türkçe, üzerinde bir zamanlar
oynanan politikalarla birlikte şuurlu olarak yıpratılmaya çalışılmış olsa da
günümüze kadar sağlam yapısını koruyarak gelmiştir fakat akılalmaz bir biçimde
şuursuzca kendi milleti tarafından ihanete uğramaktadır. Bu ihaneti, bu
gafleti, bu dalaleti gelecek nesiller arasında bulunan şuurlu Türk çocukları
unutmayacak, günümüz nesline gereken hakareti bugün bizim ettiğimizin bin kat
misliyle edip onları Türk tarihinin altın sayfalarına bir rezil dönem ve şerefsiz
şahıslar olarak geçireceklerdir.
Günümüzde
Türkçenin binbir şekilde mahvolmasını gerçekleştiren gençlik, sosyal medya
sayesinde gençliğe yetişen yaşlı nesil, üniversite kurumları, devletin belli
mertebesindeki şuursuz şahıslar, esnaflar, zanaatkârlar ve Türkçeyi para
getiren bir meslek olarak gören edebiyat ve Türkçe öğretmenlerimiz, bu durumun
Batı, Arap ve Fars medeniyetleri karşısında takındıkları aşağılık duygusunun
farkında olmamakla beraber Türk milletine, Türk tarihine ve Türkçeye ihanet
etmektedirler. Yeni Bozkurtlar doğup bu ihaneti ve şuursuzluğu yazacak,
günümüzdeki aşağılık şahısları Türk tarihine rezil edeceklerdir.
Bunların bir
kısmı ‘’muhafazakâr’’ kesim olmakla birlikte, Osmanlı Türkçesi devrini ısrarla
Osmanlıca diye adlandırarak sanki Türkçeyi fakir göstermek isteyen, harf
değişikliklerini dil değişikliği sanıp şeyhinin Atatürk düşmanlığı yüzünden cahil
ağızlarını ayırmaları sebebiyle Türk tarihine, Türk edebiyatına, Türk ırkına ve
200 milyonluk bütün Türklüğe ihanet ve şerefsizlik içerisindedirler.
Diğer bir
kısmı, kendini ilerici olarak adlandıran yeni nesil ve onların yaşça büyük
muadilleri olup Atatürk İlke ve İnkılaplarına sığınmış gözükerek Türk diline
ihanetlerini ‘’Atatürkçülük’’ adı altında yapmakta ve yanlış, sapkın kaynaklara
şuursuzca inanarak kendilerini rezil etmektedirler.
Türkçemiz,
yine son günlerde görülen salgın sebebiyle zuhur eden kavramlar yüzünden tahrif
olunup kirlenmektedir. Bunu en başta açıklama yapacak mahiyetteki kurumlar,
televizyonda bas bas bağıran medya, yine kendini anlaşılmaz ve ilerici
göstermek isteyen kurumlar Türkçeye ihanet içerisindedirler. Bu kurumlar ve
şahıslar, Türkçede Koronavirüs gibi bir tamlama olmayacağını, bunun olsa olsa
korona virüsü şeklinde telaffuz edileceğini bilmediklerinden ya da bilip
kasıtlı olarak yaptıklarından dolayı Türkçemiz bir kez daha kirlenmiştir.
Ziya Gökalp
Bey’in de dediği gibi:
Başka dile
uymaz annenin sesi,
Her sözü
ararsan vardır Türkçesi!
diyerek
ülkemizdeki kuruluşların neden Türkçe veya Türkçeleştirdiğimiz kelimeler
dururken ısrarla halkımızın anlamadığı Batı kökenli terimlerle konuşmalarını
kendilerine sormak istiyorum. Utanmadan salgın gibi Türkçe ve güzel bir
kelimemizi bırakıp ‘’pandemi’’ kelimesini kullanan Sağlık Bakanı Fahrettin
Koca, Türkçeye karşı gaflet içerisindedir. Kendisine bu zor dönemde olmazsa
bile kötü günler geçtikten sonra güzel bir Türkçe terbiyesi verilmesi elzemdir.
Yine Necmettin Erbakan Üniversitesi adlı kuruluş, sadece saatler önce yaptığı
açıklamasında şu cümleyi kullanıyor: ‘’Uzaktan eğitim dersleri, senkron ve
asenkron olarak 30 Mart’ta başlıyor’’. Ben, bu cümleyi ilk okuduğum zaman
beynimden vurulmuşa döndüm. Senkron ve asenkron kelimelerinin anlamını bir Türk
olduğum ve Fransızca bilmediğim için anlayamadım ve sözlüğe bakmak
mecburiyetinde kaldım. Kaç yüzyıllık bir Türk şehrinde kurulan bir Türk
üniversitesi olan bu kurum, nasıl olur da Türkçe eş zaman kelimesi dururken
Fransızcasını kullanıyor cidden anlayamıyorum. Bu, şuursuzluk mudur ya da
şuurlu bir biçimde Türkçeye ihanet midir? Şu an bu yazıyı yazmakta olduğum
yabancı bir program olan Microsoft Word, senkron kelimesinin üstünü yeşil
renkle boyayıp adeta ‘’Türkçesini kullan’’ derken nasıl oluyor da bizim
üniversite yetkililerimiz senkron kelimesini kullanıyorlar anlayamıyorum. Belirttiğim hususa ‘’Zaman kelimesi de Türkçe
değildir.’’ diyerek muhalefetlik yapan olursa yüz vermeyin, onlarla mücadelemizi
çok uzun süre önce bitirdik.
Yine
eleştirdiğimin karşıtı olan güya Türk milliyetçisi, Türkçeci ve Atatürkçü
olarak görüken kesim yine salgın nedeniyle bu aralar çok kullandığımız
‘’tedbir’’ kelimesi yerine ‘’önlem’’i kullanmamızı istiyorlarmış. Çünkü
‘’tedbir’’ Arapçaymış. Onlara uzun uzun cevap vermeye gerek yoktur, Ziya
Gökalp’ın bir şiirinden küçük bir alıntıyla cevap verelim:
Türkçeleşmiş,
Türkçedir;
Eski köke
tapmayız.
Yine Ziya
Gökalp’ın Lisan şiirinden bir bölüm alarak yazıma son veriyorum.
Açık sözle
kalmalı,
Fikre ışık
salmalı;
Müteradif
sözlerden
Türkçesini
almalı.
Yeni sözler
gerekse,
Bunda da uy
herkese,
Halkın söz
yaratmada
Yollarını
benimse.
Yap yaşayan
Türkçeden,
Kimseyi
incitmeden.
İstanbul'un
Türkçesi
Zevkini
olsun yeden.
Arapçaya
meyletme,
İran'a da
hiç gitme;
Tecvidi
halktan öğren,
Fasihlerden
işitme.
‘’Gayn’’lı
sözler emmeyiz,
Çocuk değil,
memeyiz!
Birkaç dil
yok Turan'da,
Tek dilli
bir kümeyiz.
Turan'ın bir
ili var
Ve yalnız
bir dili var.
Başka dil
var diyenin,
Başka bir
emeli var.
Türklüğün
vicdanı bir,
Dini bir,
vatanı bir;
Fakat hepsi
ayrılır
Olmazsa lisanı
bir.
(24.03.2020)
Eren Coşkun
Eren Coşkun
Yorumlar
Yorum Gönder