Tarık Buğra'nın İbiş'in Rüyası Adlı Eseri Üzerine Bir Tahlil Denemesi
TARIK BUĞRA’NIN İBİŞ’İN
RÜYASI ADLI ESERİ ÜZERİNE BİR TAHLİL DENEMESİ
İbiş’in
Rüyası’nın ilk baskısı, 1970 yılında Hisar Yayınları tarafından yayımlanmış.
Ben, 1980 yılında Ötüken Neşriyat’ın bastığı kitabı okudum. Zira baskılar
arasında isim farklılıkları, -romanın başkarakteri olan Nahit’in isminin Naşit
diye olması- mevcut.
Tarık
Buğra’nın başkarakter olarak düşündüğü Nahit, paşa babasıyla bir gün tiyatroya
gidiyor ve hayatına tamamen yeni bir çizgi çiziyor. Tiyatro oyuncusu kız
Nahit’i büyülüyor, biraz da erotik bölümler katılarak Nahit’in kendi kendisiyle
yaşadığı çelişkiler okuyucuya aktarılıyor. Daha sonra Nahit, sürekli tiyatro
oyunlarına gidiyor; yaşı büyüdükçe ailesi bu durumdan endişelenmeye
başlıyor(Paşa ailesi olsa gerek).
Şu cümle
okura olanları adeta özetliyor:
‘’Fakat paşa
baba zamanla Nahit’in edebiyat dâhil hiçbir şeye değil, korkutucu bir ihtirasla
tiyatroya tutulduğunu anlamaya başladı. Artık yarı şaka ama kaşlar çatık ‘’Tiyatrocu
mu olacaksın ne?’’ diyordu.’’
Bu sözler
üzerine tiyatro ve piyeslere gizlice gidilmeye başlanmış, daha sonra ise baskı
kaldırılamayıp evden kaçılmıştır. Nahit baba evinden bir daha hiç dönmemek
üzere kaçmış, yanına birkaç bir şey alarak bir daha dönmemiştir. Burada Nahit
karakterinin daha sonra yaşayacağı onca zorluğa rağmen baba evine dönmemesi
bize Nahit’in kişiliği hakkında bayağı bilgi sağlıyor.
Nahit evden
ayrıldıktan sonra çok zorluk çekiyor, Ermeni bir kadının yanında kalıyor fakat
parası bittiği ve gururu el vermediği için orayı da boşluyor. Bu zor zamanlarda
arkadaşı eczacı Vasıf ona elinden geldiği kadar sahip çıkıyor, karınlarını
beraber doyuruyorlar. Hatta Nahit saatini satıp aldığı parayla Vasıf ile
birlikte yemeğe dahi gidiyor. Romanın sonunda belirtildiği üzere Nahit,
vazgeçemedi birkaç şeyi belirtirken Vasıf’ın da ismi geçiyor. Kapı kapı tiyatro
seçmelerine katılmak için uğraşırken darülbedayide bir seçmeye katılıyor, Sadi
kazanırken Nahit kazanamıyor.
Vedia ile
evleniyor, çocukları oluyor fakat en son ayrılıyorlar. Bunun sebebini Sadi
kendisine söylediği zaman başlangıçta geçen Sadi’yi kovmasının nedenini de
anlıyoruz. Sadi, Nahit’e büyük bir hasetlikle bakan, ilk karısını ve
dünyalardan çok sevdiği sevgilisini de elinden alan kötü karakter olarak
karşımıza çıkıyor. Elinden almak istese de istemese de Sadi, seciyesi kötü bir
mahlûk. Zaten kötü bir evlilikleri olan Vedia ile Nahit’in arasına giriyor Sadi.
Vedia’ya verdiği vesveselerle adeta boşandırıyor onları. Bunu daha sonra kendisi
gelip Nahit’e anlatıyor ve kitabın başlangıcındaki kovma olayı gerçekleşiyor.
Sadi ise yaptıklarını arkadaşının mutluluğu için yaptığını iddia etse de Nuran
Tiyatrosu’ndan kovuluyor.
Kitabın ismi
olan İbiş’e dönüşüyor Nahit. Bunun ilk adımı baba evinden kaçmasıyla başladı
tabii. Bir tiyatro kuruyor. İsmi Nuran Tiyatrosu. Burada İbiş karakterine
bürünerek adeta halkın sevgilisi oluyor. Tuhaf seslerle sahneye teneke
tekmeleyerek giriyor, salonu yıkıp geçiyor. Çok büyük bir ün yapıyor kendisine.
Tiyatronun ismi olan Nuran, romanda geçen bir karakter ismi dahi olmamakla
birlikte yazar, Nahit’in içine o kadar eğimli bir anlatımla veriyor ki biz bu
Nuran’ın belki de çocukken babasıyla gittiği tiyatroda gördüğü ve rüyalarına
giren kızın ismi olarak görebiliyoruz. Halbuki kızın ismini bilmiyor, olması
istediği ismi kendisi takıyor ona.
Buraya kadar
geçen olayları müellif, bize oldukça çok ruh çözümlemeleriyle sunuyor; bizi,
kişilerin iç dünyalarına sokuyor onları yakından tanıma fırsatı veriyor. Derken
tiyatroya bir kadın çıkıp geliyor, iş başvurusu için, kantoya çıkmak istiyor.
İsmini Semra olarak söylese de Nahit anlıyor ve asıl ismini sorduğunda Hatice
cevabını alıyor. Nahit Hatice’ye adeta tutuluyor ve büyük bir sevdanın
başlangıcı gerçekleşiyor. Kız deneniyor, kantoya çıkarılıyor ve her türlü
imtiyazla şan, şöhret elde ediyor. Her şey ruh çözümlemeleriyle birlikte
veriliyor. Bu aşk, bir Yeşilçam aşkı değil; tam tersine görmeye alışık
olmadığımız bir aşk. İlk başta aşk belli olmuyor, kız zaten tam bir kapalı kutu
her sözünün sonuna ‘’efendim’’ ekliyor. Ama biz bu aşkın en güzel başladığı
yeri Semra’nın Nahit’e ‘’Bana Hatice diyebilirsiniz’’ demesiyle başladığını
görüyoruz. Yazar Hatice’yi okura öyle aktarıyor ki her erkek okurun gözünde
farklı bir güzel kadın imajı oluşturuyor. Herkesin kendisi için en güzel olan
kadını düşünmesini istiyor. Başarıyor da. İki başkarakter tanıştığında Nahit
37, Hatice 23 yaşındadır.
Romanın
sonlarına doğru çoğu kısmını sadece okurun bileceği şekilde aktarılan
bilgilerden Hatice’yi tanıyabiliyoruz. Hatice, 16 yaşında maddi zorluklar
sebebiyle 2 dil bilen bir maddi durumu yerinde bir adamla evlenmiştir.
Hatice’den kaynaklı bir problem yüzünden çocukları olmadığı için kocası kuma
getirmek istiyor, bunu kaynanasından öğrenen Hatice kabul etmiyor ve Ankara’dan
İstanbul’a geliyor. Maddi zorluklar başlayınca da iş aramaya çıkıyor ve Nahit
ile yolları kesişiyor.
Bir zaman
geçtikten sonra Hatice Nahit’e ‘’ayrılıyorum’’ diye bir cümle kuruyor. Nahit’in
aklına ilk gelen tiyatrodan ayrılıyor olması oluyor ve dünya başına yıkılıyor
diyebiliriz. Hatice ise o bölümde kocasından ayrılacağını söylüyor ve 8 yaşında
bir çocuğunun olduğunu da ekliyor.(Bunu söylerken kocasıyla çoktan ayrılmış,
ayrıca çocuğu da yoktur, yazar burada 16 yaşında evlenip 23 yaşında 8 yaşında
bir çocuğu olamayacağını adeta dikkatli okurlarına sunuyor)
Hatice
birçok yerde böyle yalanlar atıyor, hatta ilerledikçe Nahit ona yalancı diyor
fakat Hatice yalancı olmadığını ileri sürerek ‘’Ben yalan söylemem!’’ diyor.
Biz çocuğunun olmadığını Hatice’nin annesinin Nahit’le tanıştığı zaman
öğreniyoruz.
Tahlili
okuyanlarım malumu üzere bu arada Nahit ve Hatice çok şey yaşıyorlar, biz
konuyu uzatmamak için sonuca geçiş yapıyoruz.
Sadi bir gün
tiyatroya gelerek Necla’nın gittiğini Nahit’e söylüyor ve yardım dileniyor.
Nahit, Sadi’nin tiyatrosuna girmesi gibi bir hatayı yapıyor ve Sadi, bugüne
kadar tiyatroda kimseyle konuşmayan Hatice ile konuşan ilk kişi oluyor.
Samimilikler artıyor, Sadi her zaman olduğu gibi Nahit’i kıskanıyor. İçten içe
de Hatice’ye aşk besliyor.
Romanın
sonunda kısa bir şekilde okura verilen bitiş, aslında okurun şok olmasına yol
açıyor. Okur, romanın gidişatında çokça yeri bulunan Nahit ile Hatice’nin
aşkını bekliyor fakat birden yok olmaya gidiyor bu. Bir gün Hatice, -Sadi’nin
doldurmasıyla- Nahit’e Sadi ile beraber
düet yapmak istediğini söylüyor. Nahit kızgın bir şekilde ‘’O itin yeri yok
benim sahnemde, sende adını anmayacaksın bir daha anlaşıldı mı?’’ diyor. Bunu
üzerine Hatice belki de romanı bitiren o cümleyi kuruyor ve uzun zamandır
söylemediği o kelimeyi söylüyor ‘’Anlaşıldı efendim.’’ Nahit de bunun üzerine
Hatice’ye Semra diye hitap ediyor ve bütün aşk bitiyor diyebiliriz.
Son bölümde
Nahit, yine İbiş’i oynayacağı bir akşam Sadi’nin fazla içki içerek kendisini
izlediğini görüyor. İlk ara verildikten sonra İbiş, Sadi’nin yanına giderek
sarhoş olan Sadi’yi seyirci önüne çıkartıyor ve ‘’Söyle, en yakın arkadaşımın
sevgilisine âşık olduğunu söyle!’’ diyor, bunu Hatice de duyuyor. Çok geçmeden
herkes tarafından olay anlaşılıyor ve büyük bomba patlıyor Hatice kendini
vurmuş.
Roman böyle
bir şekilde bitiyor. Bir bölüm daha var ama Nahit’in ruh çözümlemesi
diyebiliriz. Okurun daha fazla şey beklediğine eminim. Ama akıllarda soru
yaratan ve alışılagelmişin dışında tadında ve güzel bir roman.
Netice
olarak İbiş'in Rüyası, canlı ve akıcı üslubuyla, bazen bir iki cümle içine
sığdırılıveren ruh tahlilleriyle, bütün yönleriyle tanıtılan tipleriyle, son
devir Türk romanı içinde önemli yeri olan bir eserdir.
(17.03.2020)
Eren Coşkun
Eren Coşkun
Yorumlar
Yorum Gönder