Türkçe, Güzel Olmalıdır
TÜRKÇE,
GÜZEL OLMALIDIR
‘’Türkçe; ağzımızda, anamızın ak sütü
gibi helal ve güzel olmalı.’’ diyor Yahya Kemal. Türkçemiz; tarihin karanlık
çağlarından beri var olan, büyük bir imparatorluk dilidir. Bakınız ne diyor
Nihat Sami Banarlı: ‘’Bizim dilimiz, imparatorluk dilidir. Her dil imparatorluk
dili olamaz. Çünkü her millet imparatorluk kuramaz.’’
Tarihin önüne geçilmez ve zaruri bir işi
olarak Türkçe, binlerce yıldır var olduğu gibi bugün de var. Atalarımızdan
süzme süzme, gelişe gelişe, muhtelif dönemler atlata atlata gelen Türkçemiz,
bizim varlık sebebimizdir. Bizi bir millet yapan ve bir arada tutan en büyük
amil Türkçedir. Farsça gibi dünyanın en güzel dillerinden birisini konuşan
Farslara ‘’Türkçe bilenin işi rast gider.’’ dedirten dil, Türkçedir. Bugün dahi
ufak tefek kelime ve ses farklılıklarıyla bile bizi Adalar Denizi’nden
Altayların daha ötesine kadar götürecek dil, Türkçedir. Mohaç’ta, atını bir saniye bile düşünmeden
koşturan o yüce Türk süvarisinin dili de Türkçedir. Moskof’un mazisini ve
benliğini unutması için her türlü politikayı izlediği Türkistan Türkü’nün dili de
Türkçedir. Hasılı, binlerce yıllık mazisi olan, Türk’ün ayak bastığı her yere
götürdüğü kadim şey; Türkçedir. Peki, biz binlerce yıllık mazisi olan, Türk milletinin en önemli varlığı olan
Türkçeyi nasıl kullanıyoruz ve Türkçeye ne kadar değer veriyoruz?
Gelişen ve büyüyen dünyadan bizim adımıza
en çok etkilenen ve kirlenen unsur Türkçemiz oluyor. İnsanlığın zor badireler
atlattığı bu günlerde, televizyon izleme, haber okuma gibi alışkanlıklar
akılalmaz derecede artmış bulunmakta. Haliyle insanların birbiriyle
görüşemediği, gündemi sosyal medya ve televizyon üzerinden öğrendiği şu
günlerde hayatımıza yeni bir unsur olarak giren virüsü tanımlamak için
kelimeler bulma arayışı içerisine giriyoruz.
Bu arayışların cevabını bize verecek mahiyetteki insanlar çeşitli
yerlerde konuşuyorlar. Fakat ne konuşuyorlar?
‘’Pandemi döneminde yeni vakaların baş
göstermemesi, mortalitenin artmaması için sosyal mesafeye özen göstererek
izolasyon kuralına uymalıyız.’’ diyor bir uzman. Demek ki virüs sadece
insanları değil, Türkçemizi de öldürüyormuş. Yukarıda anlattığımız o şanlı
Türkçeyi işte böyle konuşuyor ve yeni nesillerimize böyle öğretiyoruz. Peki, bu
cümlenin doğrusu ne olmalıydı?
‘’Salgın döneminde yeni tanıların baş
göstermemesi, ölüm oranının artmaması için korunma mesafesine özen göstererek
soyutlanma kuralına uymalıyız.’’ olmalıydı.
Bunun sebebi açıktır. Pandemi, vaka,
mortalite, sosyal, izolasyon gibi kelimeler, Türkçe kökenli kelimeler olmamakla
birlikte Türkçeleşmemişlerdir de ondan. Peki, bizim aydın diyerek
televizyonlarda konuşturduğumuz insanlar kendi diline dair hiçbir şey bilmiyor
mu? Evet, bilmiyor. Ama sorsak 3 yabancı dil biliyordur. Kendilerini anlaşılmaz
ve ileri düzeyde göstermek için birtakım yabancı kelimeleri bilerek dilimize
sokuşturanlar, haindirler. Sahi biz neden salgın dururken pandemi diyoruz? Biz
Fransız mıyız? Biz Yunan mıyız? Biz Arap mıyız? Niçin Türkçesi dururken ısrarla
yabancı dillerin kelimeleriyle konuşuyoruz? Acaba öyle konuştuğumuz zaman daha
mı havalı oluyoruz?
10.04.2020
Eren Coşkun
Eren Coşkun
Yorumlar
Yorum Gönder